anasayfa

hakkında

otobiyografi

kitaplar

şiirler

yazılar

haberler

 

iletişim

 

 

Beni Tarihle Yargıla

 

 

titrek bir mum alevinin

havaya bıraktığı bulanık bir is

ve yollara dökülen göz gözü görmek bir sis

değildik biz.

bir genç kızın çeyizlik elişiydi

ve gerdek gecesindeki bir gelin gibi dişiydi

yalın yürek üzerinde koştuğumuz deniz.

beni yaşamımla sorgula

iki gözüm

beni yüreğimle

beni özümle.

bilimle anla beni tarihle yargıla.

 

 

bir gece şafak sökmeden asılacağım

 

bal değildir

ölüm bana

idam gül değildir bana

geceler çok karanlık

gel düşümdeki sevgilim

ayışığı yedir bana.

 

duygu bana

öykü bana

yaşadığım her saniye

roman gibi her an bana

hücremde yalnızım gel

gel düşümdeki sevgilim

soyunup hazırlan bana.

 

dostum bana

sevdam bana

soluğunu geçir bana

uyku tutmuyor gözüm

anılar sıraya girdi

gel anne süt içir bana

 

mektup bana

kitap bana

sohbetiniz gibi sıcak

yumşak döşek serin bana

yatınca üşümeyim

sohbetimi kuran dostlar

güneşi de verin bana

 

 

kağıt bana

kalem bana

bilim verir dilim bana

yaralarımı tarih

ve umut iyileştirir

su verir yüreğim bana.

 

beni yaşamımla sorgula

iki gözüm

beni yüreğimle

beni özümle.

bilimle anla beni

felsefeyle anla beni

tarihle anla beni

ve öyle yargıla.

 

 ah... aşk ve dostluk aynı yerden doğar

  sadece bir öpüşlük fark var aralarında.

 

  ah... ben hasrete tutsağım

  hasretler tutsak bana.

  bıyığımdan gülüş sarkmaz

  bıyık bırakmak yasak bana

  mahpus bana sus bana

  yağlı ilmek boynuma

  sevgili yerine koynuma

  idamlar alır idamlar alır yatarım.

  ölümün kıyısında yaşamak bana

  tabut bana mezar bana toprak bana

  hoca ve dua istemez biraz şafak getirin bana

  ve sonra sabırla beklerim:

  bulutları çekersiniz üstümden

  suçsuzluğumun yargılayıcılarını yargılarsınız

  ve o güzel geleceği getirirsiniz bana

  ölüm tanımaz işte o zaman sevgim

  tırnaklarımı geçirip toprağın sırtına

  doğrulurum.

  gözlerimde güneş koşar

  ve çiçekler ekersiniz toprağıma.

 

  biraz sonra asmaya götürecekler beni,

  biraz sonra dalımdan koparıp öldürecekler beni

 

  hoşçakalın sevdiklerim

  dört mevsim yedi katı mavi gök bütün doğa

  hoşçakalın

 

  hoşçakalın sevdalılar

  çocuklar üniversiteliler genç kızlar

  sonsuz uzay gezegenler ve yıldızlar

  hoşçakalın

 

  hoşçakalın senfoniler

  oyun havaları sevda türküleri ve şiirler

  bildirilerimizin ve seslerimizin yankılandığı şehirler

  dağlarında yürüdüğümüz toprak

  yalınayak eylem adımlarıyla geçtiğimiz nehirler

  hoşçakalın

 

  hoşçakalın ağız tadları

  sıcak çorbam çayım sigaram

  havalandırma sıram banyo sıram kelepçe sıram

  kalemimi ve saatimi ve kavgamı bıraktığı sevgili dostlar

  hoşçakalın

 

  hoşçakalın anılarımı bıraktığı insanlar

  mutluluğu için dövüştüğüm insanlar

  yedi bölge dört deniz yedi iklim altmışyedi şehir

  okullar mahalleler köprüler tren yolları

  deniz kıyıları balıkçı motorları takalar

  asfalt yollar boyu dizilmiş fabrikalar

  ve işçiler ve köylüler ve iki halk

  hoşçakal ülkem.

  

  hoşçakal dünya

  hoşçakalın dünyanın bütün halkları.

  sınırlı olmayan mekana

  sınırlı olmayan zamana gidiyorum ben

  en sevda halimle

  en yaşayan halimle

  gidiyorum dostlarım

  hoşçakalın hoşçakalın

 

 
           

 

 

 

Sönmez O

 

1.

 

 

İçerde

Takvimden

Birer yaprak

Kopararak

Akıyordu günler

Belleklerimize soluk bir tortu bırakıyordu günler

Bir gazete kağıt kanatlarıyla getirdi ölüm haberini

Seslerimiz

Kırık bir düş gibi

Üşümüş gibi

Asılı kaldı havaya

Dökülmüş sıvaya

Çatlak duvara

soğuk yataklara

paslı parmaklıklara

düştü ses kırıntıları

gülüşlerin bir tek ölüleri kaldı dudaklarımızda

                       

(sessizliğin kıymıkları battı ellerime / ellerim hep kanayacak)

 

ah… bir adım

ve bir öpüş kadar yakındık ölüme

ama onun ölümünü bir çocuk gibi yadırgadım

 

(barut acısı bir ölüm bu / sığdıramam tabutlara)

 

o, gözlerimizin sularına

alnındaki şafakları bırakarak ayrıldı aramızdan

ve sözcüklerin fırtınası delip geçti çatılarını belleklerimizin

boş yere uçmuyor bu sessiz çığlıklar

boş yere uçmuyorlar saçaklardan ilçe dağlarına

her çığlık bitmemiş bir hesabı yolcu ediyor yarına

 

(ve ben onun anılarının gölgesinde  serinletiyorum acımı)

 

 

 

 

2.

 

derler ki

bölüşülecek mutluluk

çekinerek yürüyüp parmakuçlarında

avuçlarına düştü ilçenin 

 

derler ki

kırlarda koşan küçük bir kız gibi

bir baklava dilimine açılmış istekli bir agız gibi

bal tadında yaşamaya başladı ilçe

 

derler ki

hayranlıkla kendinden geçmiş bir insan gibi

sevgiye ve sevince açıldı ilçe

ılık esintilerle çatıları okşadı neşe

ve çamurunu temizleyip yolların insanlarla kaynaştı

evlerin kapılarından şenliklerle gösterilerle

sıcak bir dost gibi girip çocuklarla oynaştı

 

 

derler ki

kozasınadan çıkan kelebek gibi

yeni doğmuş bir bebek gibi

kendini yönetmenin tadını usul usul

ellerine içirdi ilçedeki insanlar

 

derler ki

yazgıları avuçlarında

ocaktaki alev yapraktaki rüzgar gibiydi sesleri

ve başladı orkestra

yeni bir senfoninin ilk notalarını çalmaya

yarını koparıp almaya hazırlanıyordu insanlar

 

derler ki

yayılırken içerde ihanet kör dehliziyle

orkestranın şefini yitirdik

çatık bir kaş gibi gelen bir kalp kriziyle

 

derler ki

o bir çınardı

denizin ve dağın kavgasında

yetmişte de seksende de vardı

derlerki bir tarih göçmüştür onun göçüşüyle

 

3.

 

o sönmez

yüreklerimiz yeniden doğurur onu

ölüm usulca bir gül gibi açar ölümsüzlüğe

 

ölümü ayıklıyorum bu şiirden

Mamak önlerinde çığlıklarını

gökyüzüne gönderen bir ana gibi

acısını dağlara yolcu eden bu şiir

sevgiliye söylenen bir aşk türküsü gibi

bütün saçak altlarını

ve deniz kıyılarını dolaşıp bir bir

onun büyük öyküsünü kazıyacak zamana

 

ölümü ayıklıyorum bu şiirde

çünkü ölmedi o

sigarasını çayını hazır edin

hazır edin sohbet sofrasını

o güzel geleceği hazır edin

ne üzerine kalem çekilmiş bir geçmiş

ne de bitmiş bir söz olacaktır o

çünkü biliriz asıl biz susarsak ölür o

 

ölmedi o

gözbebeklerimize resmini astık

o kalabalık meydanlardan tek tek toplayıp

mücevher kutumuza koyduk söylevlerini

seslerimiz yeniden kuşattığında şehirleri

söylevlerini çıkarıp yüreğimizin mücevher kutusundan

şiirlerle öykülerle meydanlara dökeceğiz

ve onun sessizce gömüldüğü yere

çiçeklerle

güllelerle

çelenklerle

mermer bir büstünü dikeceğiz

 

         

 

 

Kaybana Geceler

 

 

ooy sevdasına kurban olduğum ooy

bilsen ne kaybana geceler yaşarım

kaybana gecelere looy

bir türlü sığmaz soluklarım

yalnızlık deccal tokmağı gibi iner sessizliğe

kulaklarımda uğru uğru uğultular

ben günlere yanarım

günler bana

demem o ki sana

hasretin o kadar koymazdı ama

geceler öyle bir kaybana

geceler öyle bir kötü dinli gavur ki sorma

bir içre canım alı sana götürür beni

bir içre canım dört duvar kilit içinde hasret

 

dönerim olmaz

yatarım olmaz

upuzun hint fakiri yatağı gece

öyle bir batar ki dört yanımdan

ayağımı uzatırım parmaklık

elimi uzatırırm soğuk duvar

bir avuç havada hücremin ağır kokusu var

ooy kilit

parmak demir

soğuk duvar

ooy andır geceler andır

kan revandır kan revandır

yüreğim hasretinde

yalnızlık değme puşt

kaybana gecelerin esaretinde

 

 

 

ooy sevdasına kurban olduğum ooy

bilsen ne kaybana geceler yaşarım

kaybana gecelere looy

oooyy sevdasına kurban olduğum

bilsen ne kaybana geceler yaşarım,

ne bilmeceler çöreklenir başıma.

dallarım sonbaharda yapraklarını yitirmiş,

çay filizleri gibi kesilmişim gövdemden,

karaçalılar dalamış ayaklarımı,

dikenlerinde gövdem delik deşik kan.

dibi çıkmış çuvaldaki fındıklar gibi

saçılırım kaybana gecenin boşluğuna

muncurunun ortasına

ha şöyle bir yumruk

vurasım gelir karanlığın.

 

 

 

 

geceler geceler

gavur kaybana geceler

fındık bahçelerine sonbahar

çaylıklara makas demektir

yaprak dökse

filiz kesse de gövdem

yarın daha gür sürgün verecektir

 

           
 

Yılgı Dehlizleri Çökmedi Seslerimize

 

1.

tarihin ayakları kırık

kırk satır getirdiler etini doğramaya

en güzel sohbetini yarıda kestiler zamanın

damarlarımdaki kanın hesabını sordular

ordular kalktı üstüme

kanadımdan vurdular

kanadımdan

kanadım kan

  

2.

bizim üstümüze dört duvar

kördüğüm yıllar ve kilitlerin kasveti

kaç yılın mahpusluğudur bu

kaç yılın uçurum gibi hasreti

 

engini de deli gönül engini

ay değil yıl değil bu ayrılık yangını

kaç ananın kaç gelinin yüreğine dökülen

bizim üstümüze gözaltı ve işkence

yüzkırkaltı eylül sehpaları ve hücre

tek tip eğitim, elbise tek tip bir gece

tek tip kişiliksizliği dökmek için benlere

 

allı turnam bizim ele varırsan

onur söyle, direnç söyle, dik söyle

kendi beninde direnen kişilik söyle

acının göz çukurunda büyüttük dostlukları

 

 

 

3.

 

işitmez mi bizi gök işitkmez mi toprak

yaban çalgılar değildi seslerimiz

dilimizde yankılanan söz geleceğin kıpırtısı

ey kokusu toprağın ve sesin şarkısı

ey omuzlarımdaki büyük

sırılsıklam aşık olduğum tarihi yük

ey sokaklara dağlara düşmüş kan

ey duvarlar boyu yazılmış büyük slogan

yıldızlara anlatın öykümüzü gecenin serinliğinde

gül tadında sözler yazmadık mı mavisine gökyüzünün

ellerimizle bir sevgiliyi tutar gibi tutmadık mı yangınları?

 

ey bir kuşun kanadından seken acı

ey kaşımın üstünden seken kurşun

ey dostlarımın dudaklarında yarım kalmış türküler

gençliğim cesaretim özverim günboyu süren fırtına

ey arasokaklarda dağlarda bıraktığım ayak izleri

okullara mahallelere fabrikalara döktüğüm ter

ey sevdamın telli duvaklı günleri

direncim, kişiliğim yokedilememişliğim

tarihlere anlatın öykümüzü günün ılıklığında

yoluna bin can koymadık mı bu ülkenin

hilesiz ve yalın adamadık mı yüreğimizi?

işitmez mi bizi bu ülke işitmez mi yürek

yılgı dehlizleri çökmedi seslerimize

           
 

Bacıma Deyişler

 

yaşamak

bacım yaşamak

yaşamın bıçak

yaşamın ateşler içinde yanan sırtında

koca bir kavga bir bitmez sevdadır yaşamak

 

yürek ister

sapına kadar yiğit

yürek ister ölesiye sevecek

en hayın günde direnecek yürek ister

 

ve göz ister

ince tuzakları görecek

yılları bir dantel gibi örecek

sabır ister

 

bir kavgadır bacım

bir kavgadır bugün yaşamak

iyi bak

sakın saplanmasın bir hayın bıçak

tam sırtından yüreğine

ve vurulmak varsa eğer serde

alnından ye kurşunu yiğitçe

kaçarken sırtından değil

 

yani

ne yaşamaktan korkacaksın

ne de

yeri geldiğinde

ölümden

 

mutluluk

bir düş değildir bacım

onu bilene

 

 

 

mutluluk

ne masal prenslerinin beyaz atlarında

ne masal kuşlarının sihirli kanatlarında

ne bulutların üstünde bir yerdedir

mutluluk

ayağını bastığın toprakta

bildiğin tanıdığın bir yerdedir

mutluluk

kürk mantolarda

envai çeşit rujda sürmede alda değil

inci gerdanlıkta elmas taşlı yüzükte değil

esrarda eroinde afyonda hiç değil

mutluluk

insan yüreğinde

insan ilişkisindedir

mutluluk

biraz da bilmektir mutlu olmayı

yani yaşamayı seveceksin

bir elmayı yerken

koklarken bir gülü

ya da bir türküyü dinlerken

“yaşamak ne güzel şey anasını sattığımın” diyebiyebileceksin

 

mutluluk bacım mutluluk

düşünmektir milyonların mutluluğunu

ülkesinin halkının mutluluğunu düşünmek

düşünmektir

bütün bir geleceğini dünyanın

mutluluk bacım mutluluk

ayarı bozuk değil

ayarı yaratmaya kurulu

yaşamayı bilmekte

ve onuruyla sevmek

onuruyla sevilmektedir

           
 

Akıyordu Dere

 

1

 

akıyordu dere

ağlayan türküler yakıyordu dere

kanlı köpükleriyle yıkayıp taşları

suyun gözbebeğinde kan yaşları

 

çağlıyordu dere.

oğlunu yitirmiş bir ana gibi

yarini yitirmiş bir kadın gibi

babasını yitirmiş bir çocuk gibi

ağlıyordu dere

çılğın köpüklerle koşarak denizin olduğu yere.

 

denize yakın

o mavi kadın

çıldırasıya

bir acıya

doğrayıp yüreğini

bir denize baktı

bir tepelere.

 

ak köpüklerinde kan

yedi acıyla birrden akan

küçük bir dere

inatla koşuyordu denizin olduğu yere.

 

 

 

2

 

haber verin tarla kuşuna

haber verin tarla kuşuna

sonsuz uçuşuna

başladı yüreğim

aldanmayın bu şiirin

usul.. tekil.. okunuşuna

tam yedi ölüm bu

bir gemi yükü ölüm

kalın bir şiirle çiziyorum altını.

ah... bırakın

denizin kapısı açık kalsın

saçına kar yağmasın dalgaların

denizden gelen hıçkırıkların

kırık ezgilerini duyarsanız gecede

buz tutmuş

gülmeyi unutmuş

ölüm şarkısı değildir bu

doğum ağrısıdır bu denizin sevdaya çağrısıdır bu.

durmayın.

keklikler uçarsa o dağlardan

sakın vurmayın

kanadını kırmayın

belki biri bir haber getirir

kanın düştüğü yerde çiçekler açtığına dair.

 

           
 

Anılarınız Yaşam Kokuyor

 

 

bu gece yanımdasınız ölenlerim.

kimbilir şimdi

kaç dost kaç bilinmez kişi

buharı danseden sıcak bir çay gibi

sohbet bardaklarına doldurup anılarınızı

sevgiyle ve saygıyla içiyordur.

 

 

bu gece yanımdasınız

adsız gölgesiz bedensiz

saf inanç saf sevda saf eylem

zaman ve mekanla sınırlı değilsiniz

tertemiz sesleriniz

şafak dalgalarını vuruyor kıyılarıma.

dingin soluyuşlarınızı duyuyorum derin uykularınızı

ve yürek vuruşlarınızı soluksuz kavgalarınızı.

yaptıklarınızı anılarımın canlı aynasında saklıyorum.

yapacaklarınızı geleceğinde saklıyorum ülkemin.

 

 

ve sımsıcak düşlerinizle başlıyorum güne.

ölümün titrek soğuğuna aldırmadan

kökümü daha derine yollayıp

bir çentik daha atıyorum zamana.

ve ellerim sizin için topluyor sözcükleri

ve dizeler saygıyla yürüyor ardınızdan

kırmızı kokusunu kuşanıp öykülerinizin

şiirlerin yumuşak döşeğine yatırıyorum sizi

ölümsüzlükle

anılarınız yaşam kokuyor

 

Karadeniz Şiirleri

 

3

horonlar akarmış omuzlarından

kemençe rivlerinde oynarmış dizleri

karayemişe benzermiş gözleri

sevdalar dönermiş delikanlı başında

Giresun’da bir yari varmış

kalem kaşlı onüç ondört yaşında

tutmuş kaçırmış

sis dağının başına uçurmuş ...

 

7

o, eğri kartal burunları

hamsi kıvılı horonları

hasretleri, genç sevdalarıyla

ve umudu öfkesi ve kan kavgalarıyla

ölüşü öldürüşü ağlayışı gülüşü ve rivleriyle

kah ip gibi kıyıda tespih dizimi şehirleri

kah sıradağlara serpilmiş yapayalnız evleriyle

hamsisi mısır ekmeği karalahanası emeği alınteriyle

tek başına bir alem bir cehennem bir cennet gibi

dağların ve denizin

ormanın ve toprağın

fındığın çayın gerçek sahibi

bir bölgelik parçası halkın

Karadeniz gibi dalgalandı eylül öncesinde

güzel sevdaların güncesinde çok sözü var

eğer güneşi çalınmasaydı denizinden

yürüyüp güneşin izinden

çoğalacaktı

yarını koparıp alacaktı

alacaktı... .... ....