anasayfa hakkında otobiyografi kitaplar şiirler yazılar haberler   iletişim

 

 

Yeniden Haziran

 

 

insandışı olan ölüm içre büyüttü karanlığını

insan olan can verdi bıçakları altında sessizliğin

ruhların gizli mahzenlerinde sıska köpekler vardı

silinip gitti en mavi en nariçi öyküler haritalardan

yağmura ırmağa denize ve göle bulaştı ölüm kiri

hiçbir su arıtmaz artık o kire bulanmış elleri

zamanın unutkanlık çubuğu da işe yaramaz

ama hayat bu, yeniden açar eylemin ateş gülleri

insanlaşmaya doğru yeniden akmaya başlar tarih

çekip çıkarır kayıp vicdanı sindiği karanlıklardan

tam kalbinden vurur duyarsızlıkları döner devran

işte o zaman yeniden haziran

 

 

sıradağları saran bir bahar gibi

buluttan düşen ağır damlalar gibi

düşmüşlerdi yediveren toprağa

habercisiydiler özgür ve eşit bir bereketin

göze almışlardı bu dünyayı kaybetmeyi

yeni ve güzel bir dünya kurmak için

memelerinden tatlı sütünü içmek için hayatn

bıraktıkları miras duruyor hala olduğu yerde

o eski yolcular belki yeniden yürür de

bir yıldız geçer yeni günler içinden

zincirlerinden boşanır hayat savrulur boran

işte o zaman yeniden haziran

 

ilk yoldaşlar kaybedilir hep

dağılır hasat arkadaşlıkları

herkes kendi yolunu yürür

birinin ilerleyişi batışı olur diğerinin

sahte uçurumlar büyür arada

yükseklere çıkan kıskanır yükseleni

bütün şeytanların ipleri çözülür

mumyalarından çıkarılıp dışarı salınır ayrılıklar

yeni erdemler keşfedilir yeni arkadaşlıklar

ağır ve somurtkan yüzünde gerçeklerin

bütün bunlar geçip gider sonra bir darboğazdan

geçip gittiklerinde yeniden haziran

 

 

bırakın kahkaha kadehleriniz taşıp dursun

her yana dağıtsın neşenin ateş kuşlarını

en iyi silah ta kalbinden gülebilmektir

kirli bir havadır karamsarlık soluksuz bırakan

doğru dediklerimiz en nihayet nedir ki

yandıklarında ışık saçarlar ısıtırlar içimizi

söndüklerinde geride kalan kül ve duman

her doğru kendi zamanının doğrusudur

ama her kül kendi sonrasının ateşi

kendi küllerimizi yanımızda taşıdık bu yüzden

yeni bir ateş yakıyoruz şimdi küllerimizden

o ateş sardığında sokakları aşk ile harman

işte o zaman yeniden haziran

 

 

Ve ... Merhaba

 

 

gecenin ve yağmurun içinden geliyorum

uzun yıllar ötesinden

uzun yollar ötesinden

suyun mavisinden

ayın sarısından

bir ışık haresinden rengarenk geliyorum

senin öksüz kollarına özgürlük

 

gecenin ve yağmurun içinden geliyorum

güz ve kışın içinden

acı ve tuzlu bir denizden

demirin ve taşın içinden

kör ve dehlizden

griden ve siyahtan geçip geliyorum

senin alacakaranlığına özgürlük

 

gecenin ve yağmurun içinden geliyorum

önümde yeni bir kitap gibi hayatım

bir tutam tuz ve ekmek ellerimde

kalbim serseri bir hayal aleminde

şiirin ve sözün içinden geliyorum

eşatunun pembenin morun içinden

senin çetin yollarına özgürlük

 

işte birdenbire aşk

birdenbire ardı özlemin

işte birdenbire yıllardır görmediklerim

dostların arasından

dostların arasına geliyorum

ruhu diri kalanlara

yürekten merhaba

 

 

Bir Ağaca Benzemeli

  

bir ağaca benzemeli bir elma ağacına

koparmak için o yalancı cenetten ademi

tatlı sularından içmek için dostluğun

 

bir ağaca benzemeli bir çınara

asırlara dayanmak için en sert fırtınalara

toprakta yaymak için köklerini her yana

 

bir ağaca benzemeli bir çam ağacına

kış geçse de üzerinden ve sonbahar

yapraklarını hiç dökmemeli yağmur ve kar

 

bir ağaca benzemeli bir nar ağacına

kökleri en kadim hastalara iyi gelmeli

meyveleri kırmızı tadlar vermeli insana

 

bir ağaca benzemeli erguvan ağacına

bahar yeli estiğinde çiçek tozlarını savurup

yasaksız bahçelerde aşkı özgürleştirmeli

 

 
           
 

 

 

Siyah Laciye Döner Gündüz

 

bir kurt geçti geceden

bütün kirleri siyaha gizli

siyahtan gelip siyaha döndü yine

geceye kanlı kahveler bıraktı

gündüze lacivert bir ölüm

 

siyahın içinden geldi yine

mahalleye bir masa kurdu

masanın üstüne

bir kadeh kan

bir avuç kurşun

bir kase yalan koydu

hemen yanına bir şişe de korku

ve ortada meze olarak

lacivert bir ölüm duruyordu

sonra Ali Kırca geldi

masanın üstüne bir mum koydu

ama mum yanmıyordu

sarsak bir ihtiyardı siyaset

 

sarsak bir ihtiyardı siyaset

bütün mektuplar

yanlış adreslere gönderiliyordu

ısrarla sordum

sonra sen sordun

biri dayanamadı sordu

kimse yanıt alamıyordu

bumerang gibi sözler

geri dönüp bizi vurdu

ama herkes biliyodu

siyah çabuk dönerdi laciverte

gündüz daha koyu bir renk yoktu

.

gecenin içinden geldi

bir kontr çekip gitti

geceye döndü yine

bütün kirlerini siyaha gizlemişti

çorumdan maraştan da öyle geçmişti

çoçukların kanı yapışmıştı ellerine

onu ellerinden tanıdım

 

 

Uzak

  

gözufkumda

yıldızlar

resmin başucumda

ama ne yıldızlara

dokunabiliyorum

ne sana

 

 

 

Serenat

  

aklımın içine sen girince

silinir geride kalan herşey

adından başka bütün sözler

yitirir anlamını

 

kalbimin içine sen girince

silinir hüzün ve öfke

aşktan başka bütün sözler

yitirir anlamını

 

açılır ardına kadar

içimin bütün kapıları

sen aşkın ipeğine sarınıp gelince

 

sen ılık bir rüzgar gibi

kollarıma sokulunca

bütün çıldırmalar gövdemi bulur

 

Bronz Heykeller

  

duvar keser yolu

taş ellerimi soğutur

kan damlar demirlere

ufukta bir yıldız yoktur

ufuk yoktur çünkü

yasakların çizgisinde biter gökyüzü

ve düş kaçar uzaklara şiir de kaçar

 

taş keser yolu

parmaklarımda hayaletler

geçmişe kesilir biletler

geleceğe gemi kalkmaz

liman kentlerinden kaçmıştır denizler

alnımdaki yıldız saçlarıma saklanmıştır

gözlerim başımın arkasına

saatler yitirmiştir zamanı

yelkovan ve akrep ters yönlere döner

 

zamanı para keser

bronz heykeller devrilir yollara

aşk vaktini şaşırmıştır

düş bir geleceğe ertelenmiş

sesimiz bir uçurumun kıyısında

intihar etse mi etmese mi kararsız

bronz heykellerde buzlanmıştır bütün sözler

belki asıl şimdi konuşmalı kalbimiz

şiir söylemeli ilk sözü

 

 

 

Anımsa

  

yıldızlı bir geceydi

anımsa

gece bulutlu muydu yoksa

geçmiş zaman

ne çok pembe geçti aradan

ne çok sevişme

ılık bir buğu kldı geriye

o eski aşklarımızdan

 

bulutlu bir geceydi

anımsa

gece yıldızlı mıydı yoksa

geçmiş öncesi bir zaman

ne çok ölüm geçti aradan

ne çok arkadaş

yarım bir tarih kaldı geriye

o eski yaşadıklarımızdan

 

yağmurlu bir geceydi

anımsa

kar mı yağıyordu yoksa

yaz öncesi bir zaman

ne çok şiir geçti aradan

ne çok kafiye

ıslak bir sayfa kaldı geriye

o eski kitaplarımızdan

yeniden başlamak için herşeye

 

 

 

 

Bu Uzun Yol Nereye Kaptan

  

bu uzun yol nereye kaptan

kaçıncı yolculuk bu böyle

bu uğradığın kaçıncı liman

kaç kırmızı kaç mavi kaç siyah söyle

kaç kitaba sığar yaşayıp gördüklerin

bu uzun yol nereye kaptan

boşalttıkça artıyor yüklerin

 

           
 

Seni Öyle Sevdim

 

seni öyle sevdim

öyle derin

gelip geçen bir fırtına gibi değil

parlayıp sönen bir alev gibi hiç değil

sakin ve inatçı sevdim

toprağa kök salmış bir çınar gibi

yatağına alışmış bir nehir gibi örneğin

seni öyle sevdim

öyle derin

 

seni öyle sevdim

nar ve gül ve diken

öyle güzel öyle yaramaz

benim güneşim hiç batmaz

bulutların ardına çekilir bazen

o kadar

çünkü ben

daha önce söylemiştim sana

tanrılardan çaldım kalbimin ateşini

ölüm yokluk ve hiçlik pahasına

 

seni öyle sevdim

öyle çetin

bir ucu karanlık

bir ucu ışık salkımı

bir ucu hançer

bir ucu ipek

su gibi ürpertici

kan gibi sıcak

bir ucu susamış ölüme

bir ucu çılgınca yaşamak

seni öyle sevdim

öyle bıçak

 

bu aşk değil ey güzel kadın

sen bütün özgürlüklerimi yağmaladın

ve sevgimden yağmaladım ben bütün özgürlükleri

kendimi kendimden yağmalayıp sana verdim

seni öyle sevdim

öyle derin

 

 

 

 

Kül ve Gül

 

gidersin

bir uçurum kalır geride

ışıklar gözlerimde ölür

gecede yıldızlar söner

tersine döner yol

gül, küle döner

 

gidersin bir çığlık kalır geride

buz tutup kalır gövdem

körelirim intiharım olur

çıkmaza girer yol

kül, kuma gömülür

 

gidersin

kan ve ateş kalır geride

bıçak kurşun ve çılgınlık

balta kesmez ipi katlim olur

kendini kaybeder yol

kum, çölde ölür

 

gelirsin

yaşam yeniden dökülür

kül yağmuru avuçlarıma

düşlerimin pembe ışıkları yanar

kendini bulur yol

kül, güle döner

 

 

Orhan Veli'ce

 

şimdi kalbimden

bir yol açılsa düşlere

kapılar ardına kadar

benim merhabamla

açılsa sabahleyin

ben doğsam

çocukların sabah uykularına

bu yağmurları

dağlara ben yağsam

benimle dalgalansa

saçları kızların

benimle dalgalansa sular

temiz ve berrak

benimle dalgalansa

başakların arasında gelincikler

yumuşak ve ince

maviyi ben doğursam gözlerimden

orhan velice

ben doğursam

saçlarımdan yıldızları

dudak çizgimde mutlu bir gülümseyişle

istekli bir gecede

pembeye

pembeye düşse ellerim

 

 

 

Sokakta Kaldınız

 

adresleri yokettiler

sokakta kaldınız yine

evsiz barksız kimliksiz

kim tarif eder şimdi yolu

kendi yüreğinizden başka

 

 

 

 

Sesimi Çalarlarsa

 

sesimi çalarlarsa ölürüm

kimse duymaz artık sizi

mikrofonlar sağır olur

bütün şarkılar kötürüm

 

ellerimi çalarlarsa ölürüm

kimse sarmaz artık sizi

sonucu çok ağır olur

bütün sevişmeler kötürüm

 

 

Şaşkın

 

o bir garip ırmaktı

akardı hep tersine

o bir şaşkın asiydi

isyanı hep kendine

 

 

Tanık

 

yargıç tanıklık eder misin dedi

ederim dedim

sordu katil kim

tutup gösterdim

önce şu arkanızdaki siyah gölge dedim

ve şu önünüzdeki resmi lacivert sonra

ama onlar beni tutukladılar

hiç bir şey anlamadım

 

 

 

           
 

Kanadım

 

 

kanadım hiç duymadınız

ben itilen ve ezilen

dışlanan bütün kentten

metelik yoktu cebimde çoğu zaman

öylece bir varoş sokağına atmıştınız beni

bütün vitrinleriniz üstüme yürüyordu

bütün markalarınız benden uzak

bir banka kartım bile olmadı

ve daha pek çok şey...

yaşam akıp giderdi de yanımdan

uzanıp dokunamazdım

ben sizden olmayan

ben varoş yoksulluklarına sıkışmış

ben sadece “ölüm” günlerinde anımsadığınız “anarşist”

polis kurşunlarıyla vurulduğumda gazide

siz bendeki “terör”ü keşfettiniz sadece

o renkli ekranlarınızda benim sesim yoktu

ben sizin için olası bir suçlu

üç arkadaşım vuruldu da mayıs sabahı

siz kırdığım camları gördünüz bir tek

 

ama öldüğümü nasıl görmediniz

kanadım hiç duymadınız

kırılan camların sesi korkuttu sizi

ben şimdi dipsiz bir öfke

ben şimdi kendi öfkemin esiri

yalın bir kılıç gibi keskin

kendi kabına zarar veren sirke

mayıstaki tadım ekşitti ağzınızı

kendi ağzım bile eşidi duymadınız

kanadım hiç duymadınız

 

 

Gidişinden sonra

 

gidişinden bir boşluk kaldı geride

bir de avuçlarıma bıraktığın sıcaklığın

gidişinden bütün ağlamalar üstüme yürüdü

kalbim kendi üstüne örtünüp gizledi hepsini

 

 

Çooook

 

I.

paramparçaydı

çok parçaydı uğur

çok yağmur vardı

hava ve su taşmıştı

ve taşmıştı insanlar

caddelerden sokaklara

sokaklardan alanlara

insan akıyordu ankara

çok kalabalıktı çook

çoktan çok fazlaydı kalabalık

onbinlerce yüzbinlerce milyonca

mumcu

ankara aydınlık bir işgal altındaydı

ankara aydınlık bir işgal altındaydı

yürüdüm saçlarım yağmur

yürüdüm mumcu

yürüdüm uğur

 

II.

döndüm

gecenin bir yarısıydı istanbul’da

tenhalarda yürüdüm

kapkanlıktı girdiğim sokak

gece soğuktu içerim sıcak

bir adam meydanda bir bankta oturuyordu

ötede üç küçük çam ağacı

üç çocuk gibi duruyordu

tek tük adamlar geçiyordu

titreyen gölgelerini sokaklara bırakarak

yürüyordum saçlarım yağmur

içime kadar ıslak

sessizdim ve bir başıma

korkunç kalabalıktı içim ama

gürül gürül seslerle doluydu kulaklarım

her adımımda milyon milyon adım

yüreğim aydınlık bir işgal altındaydı

yürüyordum saçlarım yağmur

yürüyordum mumcu

yürüyordum uğur

 

           
 

Şair Seni Anlatır

 

şair seni anlatır kendinde

kah rengi uçuk bir bozkır

kah bir amazon ormanıdır

şair seni anlatır renginde

 

okursun alacakaranlık

akşam çöker gözlerine

birden şafak söker sonra

siyahta kaybolabilirsin de

 

okursun masmavi gelir

üstüne dalgalar devrilir

karışırsın okyanuslara

küçük bir kibrit kutusunda

 

okursun buz ve ateş

bir güneş karışır kumlara

karlı doruklara çıkarsın

düşersin de uçurumlara

 

okursun sarı ve eşatun

karanlıkta bir mum yanar

bir ışıltı geçer gözlerinden

etrafında pervaneler döner

 

okursun şirin ile ferhat

aşk bahçende akasyalar

hasretin deler de dağları

dile gelip konuşur kayalar

 

okursun kırmızılar yürür

birtek sözcük yangın olur

yakar ta içindeki ormanı

birtek sözcük söndürür

 

şair seni anlatır kendinde

şiirinde imgeler çağrışır

şair seni anlatır renginde

tuvaline şarkılar karışır

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Buluşamadılar

 

gri bir gölgeydi adam

saat kulesinin altında

kadın bir güldü solmuş

kendi gölgesi altında

işte öyle beklediler

sağınıp kendi gölgelerine

hem yakın hem uzak

birbirine

 

önce adam yürüdü

gölgesinden usanıp

az ötesinde kaldın yürüdü

çıplak bir telaşla yürüdü

ve sonra durdu birden

nereye diye sordu

adam gidiyordu kendine

gidecek başka yeri yoktu

sonra adam sordu

kadın da gidiyordu kendine

 

aynı yoldaydılar aynı nedenle

ne adam dokunabildi kadının kalbine

ne kadın adamın kalbine

buluşamadılar

Hasretin Çokrengi

  

istanbul duvarda duruyor

yanıbaşında gurup vakti akdeniz

sularında bir güneş yavaşça sönüyor

önünde iki aşık güvercin duruyor

ben bir akdeniz bir istanbul

gidip geliyorum

boğazda vapurlar gidip geliyor

hasretin kaç rengi var bilinmiyor

 

istanbul duvarda duruyor

ben bir başıma oturmuşum

ince bir rüzgar yüzüme vuruyor

başucumda yüzyıllık bir boşluk

başucumda yokluğun duruyor

aklıma yüreğime vuruyor

ben boğaz sularına vuruyorum

boğazda vapurlar kuduruyor

hasretin kaç yüzü var bilinmiyor

 

istanbul karşımda duruyor

ben öyle bakıp duruyorum

saatler yüzünü buruşturuyor

boğaz kıyılarına beton yığılıyor

istanbulun büyülü çizgileri dağılıyor

ben dağılan çizgilerde seni arıyorum

istanbul istanbulda kendini arıyor

hasretin kaç türü var bilinmiyor

 

 

En Yerine

 

beni eyleminle büyüle

beni rüzgarlarınla

dalgalarınla beni

çıldırtıcı sözler üşe kulağıma

en olmadık yerlere götür beni

beni en derin yerine yeryüzünün

en yüksek yıldızın en ateşli yerine

varsın tutuşup yansın yüreğim

sonra yeniden doğsun közlerinden

hayatın en derin en ateşli gözeneğine

 

 

İçe Kapanık

 

gün kuru bir lokma gibi

tıkanır da boğazına

kendi içindeki sulara sığınır insan

kalbindeki dalgalara bırakır kendini

gerçek o kadar soğur ki bazan

üşür de

kendi içindeki ateşe sığınır insan

kalbindeki yıldızlara gömer saçlarını

dışarda yıldızlar bekler

dışarda kalabalıklar

dışarda deniz dışarda dalgalar

 

 

Bir Aşk İlanı

 

gel çığlığım ol

gel aşkım ateşim

gel çoğullara karışıp gitsin kalbim

gel bu akşam sımsıkı sar beni

sar beni aşktan ateşten öte

bütün görkeminle

uğultunla

kalabalığınla gel

gel geceyi yırtsın sesimiz

alacakaranlığa karışsın

yıldızlara

aya

dalgalara

suya

suya karışsın varmak için okyanuslara